• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/
  • https://twitter.com/unsalerkan
Üyelik Girişi
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
16° 8°

Ben bir küçük kız idim

                 

 BEN BİR KÜÇÜK KIZ İDİM

Ben bir küçük kız idim,

Anama yıldız idim…

            Yağmur, yağmur, yağmur… Her yağmur yağışında yüzümü göğe çevirir, gözlerimi sımsıkı yumar, kendimi tabiatın yumuşak dokunuşlarına bırakırım. Anamın o nazenin parmaklarının saçlarıma dokunuşunu hatırlarım. Anam ki düz, uzun, sarımtırak saçlarıma ilahî dokunuşlarını değdirir, tüm bedenime yayılan huzuru yüreğime armağan ederdi.

            Anam, yağmur yağıyor yine. Yüzüm göğe çevrili. Gözlerim sımsıkı kapalı. Sular saçlarımı tarıyor. Senin ince, uzun parmakların gibi... Yine bedenim titremekte huzurla. Yine yüreğim sızım sızım… Yine ben küçük bir kızım…  Yine senin koynunda uyumuş, yine senin koynunda uyanmış gibi mahmur gözlerim. Yine kokunu ta ciğerlerime dek çekmişim de doymamışım. Kaybetmişim seni, hasretin rüzgârlarında; göğün rahmetinde, yağmurlarda bulmuşum: Sesini, tenini ve sıcaklığını…

Anam, yağmur yağıyor yine… Yine yüreğim sızım sızım, yine ben küçük bir kızım. Karadeniz’e yüzünü dönmüş, tek katlı evimizin bahçesinde badem ağaçlarının altında saçlarıma dokunan esintileri baba diye kucakladığım günkü kadar küçük bir kız. Hani sana; “Babam ne zaman gelecek, anam?” dediğimde, “Çok yakında yıldızım, çok yakında…”  deyip de beni sarıp sarmaladığın, saçlarımı kokladığın günkü kadar küçük… Sen, bu küçücük yüreğe nasıl anlatabilirdin, dünyayı!

- “Babam nerede?”

- “Harpte kızım.”

- “Biz de gidelim harbe, babamı görelim…”

- “Küçük kızlar harbe gitmez.”

- “Harp nedir, anne?”

- “Çok kötü, çok kötü...”

- “O zaman babam neden gitti, kötülüğe?”

- “…”

            Susmak, çaresizlik; susmak, anlamak ama anlatamamak; susmak, yalnızlık; susmak, acıyı yudumlamak… Sustun. Sımsıkı sarılarak bir daha minicik bedenime, sustun. Sesin çıkmıyordu. Görmüyordum yüzünü. Ama ağlıyordun. Hissedebiliyordum. İkimiz de yalnızdık. Babamın bıraktığı yalnızlık, sen beni kucaklarken, seni sarıp sarmalamıştı aslında, biliyordum…

***

Babam dönmedi Alman harbinden. Adı Üseyin, Alim, Sidali, Asan olanlar dönememişti; Aleksiler, Andreyler, Cheslavlar, dönebilmişti ancak. Senin beni uyuttuğunu sandığın gecelerde gizli gizli nasıl ağladığını gördüm. Gizlice bahçeye çıkıp denize dönerek saatlerce geceyle dertleşmeni dinledim, seyrettim. Artık gözlerinin altı mor ve şişkindi. O, incecik, çizgi gibi siyah gözlerinde şimdiye dek görmediğim bir bulanıklık, matlık vardı. Artık bakışlarındaki ışık sönmüş, daimi bir kara boşluk ruhunu sanki içine çekip yutmuş, seni uzaklara, çok uzaklara, bir meçhule götürmüş gibiydi. Artık benimle eskisi kadar ilgilenmiyordun. Beni sevmeyi bıraktığını, beni sevmekten vazgeçtiğini düşünmeye başlamıştım. Bahçedeki tavuklarımızla konuşuyordun, ineğimizle konuşuyordun, ama benimle konuşmuyordun, beni eskisi gibi sarmıyordun kollarında. Babam dönmemişti, dönememişti ama tüm bedenimi ve ruhumu saran sıcaklığın, şefkatin dönsün istiyordum artık.

Anam, yağmur yağıyordu yine. Gök, delinmiş; yer, bulamaç gibi çamur; hava, bir yudumcuk nefes aldırmamaya yeminli…  Sen, iki ayağı üzerinde dimdik durmaya çabalayan bir cenaze; ben yapayalnız küçük bir kız idim. Babamın dönmediği, dönemediği harpten dönen Aleksiler, Andreyler, Cheslavlar, ellerinde koca koca tüfeklerle bahçemize geldiler. Senin hızla dışarı fırladığını gördüm. Peşinden koştum. Askerler sertçe, bağırarak bir şeyler söylüyordu. Bize kızıyorlardı, azarlıyorlardı sanki. Eteğinden tutmuş, neden bağırdıklarını anlamaya çalışıyordum. İkimiz de sırılsıklam olmuştuk yağmurdan. İkimiz de titriyorduk; sen sinirden, ben korkudan. Askerlerden birine bağırarak tokat attığını gördüm. İşte o an… İşte o an, beynimin içinde deli taylar gibi dört nala koşan kocaman bir at sürüsü tepişmeye başlamıştı. Yüze tokatların art arda indiği, karın boşluğuna dipçiklerin aralıksız gömüldüğü, kalın ve ağır çizmelerin sırtta patladığı o an, sen değil ben bağırıyordum, ben ağlıyordum; benim yüzüm yanıyor, benim karnım ağrıyor, benim sırtım tekmelere direniyordu sanki. O tekmelerden birine sarıldım ve savruldum metrelerce… Sen, sen nasıl kalktın yerden? Nasıl kapandın üzerime? … 

Ben senin yerine ağlıyordum, kollarının altında. Sen tekmelere, dipçiklere aldırmıyordun. Senin sesin hiç duyulmadı, ya da ben duyamıyordum kendi sesimden. Bana sımsıkı sarıldın. Koynundaydım artık. Babam gittiğinden bu yana hiç böyle sarmamıştın beni. Özlediğim sıcaklığını o an bulmuştum. Ağlıyordum ama mutluydum, beni yine sevdiğini düşünüyordum. “Annem beni seviyorrrrrrrrr!” diye bağırmak istiyordum. Bağıramadım ağlamaktan. Sustum. Sıcaklığını, sevgini dinledim. Askerlerin bağırtıları, böğürtüleri çok uzaklardaydı artık. Ben, senin kollarındaydım, sen, benim üzerimde örtü… Saatlerce öylece kaldık. Hiç bitmesin istedim, hep öyle kalalım. Hep kollarında olayım. Sıcaklığını ruhumun derinliklerinde duyayım. İçime bir ırmak aksın, adı anne olan; bir gökyüzü dolsun, masmavi, pırıl pırıl, aydınlık, yüzün yüzüme değmiş gibi… Babam evine dönmüş gibi…

***

 Olga teyze başından akan kanları büyük bir titizlik içinde temizliyordu. O temizledikçe yeniden kana bulanıyordu yüzün. Kanı durduramamıştı Olga teyze. Başını sıkıca sardı. Bir eli benim saçlarımda, diğeri senin elini tutuyordu. Sımsıkı yapışmıştı ince parmaklarına. Başını eğdi yüzüne doğru, konuşmak için. 

“Asret, sizi gönderecekler Kırım’dan. Sen bu halinle gidemezsin. Seni saklayayım. Kaçtı diyeyim. Görmedim diyeyim. Bilmiyorum diyeyim.”

“Olga, seni rahat bırakmazlar. Sana da bize yaptıklarını yaparlar. Allah göstermesin öldürürler, gördün neler yaptılar...”

“Bu yaralarla gidemezsin, bu çocuk tek başına kalır Asret. Ne yapar yapayalnız uzaklarda, çok uzaklarda? …

“…”

            Sen sustun, gözlerinden sızan yaşlara ben karıştım. Olga teyzeyi itiverdi minik ellerim. Üzerine kapaklandım. “Anam, canım anam…” dedim birlikte ağladık. Yaşların boşaldığı gözlerine değdirdim dudaklarımı. Kana kana içtim sevgini. Ben küçük bir pınardım sızım sızım akıp giden; sen, deli deli çağlayan sel. Ben bir küçük kız idim senin gözlerinde, sen ki Karadeniz’de bir girdap beni aşka çeviren…

            Olga teyzeyle birlikte birkaç elbiseyi küçük çantamıza yerleştirmeye başladınız. Sırtına alelacele babamın yün ceketini giyindin. Çok canının yandığını görebiliyordum. Başından hâlâ kan sızıyordu. Hızlı bir şekilde başındaki sargı bezini değiştirmeye çalışıyordun. Ellerin titriyordu. Olga teyze yetişmese bir bezi başına bağlayamayacaktın sanki. İki dakika içinde yeni sargı da kanınla kızarmaya başlamıştı. Ben babamın bana uzaklardan getirdiği bir bacağı olmayan bebeğimi aldım ellerime. Sımsıkı tutuyordum belinden. Siz evin içinde bir oraya bir buraya döndükçe ben de ardınız sıra döneliyordum, hiçbir şey yapmadan. Olga teyze:

            “Asret, sizi tren istasyonuna götürecek kamyon şimdi gelir. Acele edelim… Ay aptal kafam!… Size şimdi yiyecek lazım Asret… Ben evden ekmek alayım. Yeni pişirdim. Yanında dursun… ” diyerek evine koştu. Sen aceleyle ellerimden tutup beni kendine çektin. Başımı ellerinin arasına alarak yüzümü öpmeye başladın.

“Hadi kızım, şu ıslak elbiseni değiştirelim.”

“Anne biz nereye gidiyoruz?”

“Tamam kızım anlatırım, sonra. Hadi acele edelim.” diyerek, hızla beni soydun ve daha kalın elbiselerimden birini giydirmeye başladın. Ben babamın aldığı tek bacağı kopmuş bebeğimi elimden bırakmıyordum inatla. Sen beni giydirirken oyuncak bebeği, bir sağ elime bir sol elime geçiriyordum. Bana hiç kızmamıştın. Başka zaman olsa kızar, azarlar, bebeği bir kenara sertçe atar, “Bırak şunu artık elinden, giyinince alırsın yine eline, kaçmıyor ya kızım!” diye bağırırdın. Ama hiç bağırmadın. Bir an durdun. Başını kaldırdın yukarı. Dikkatlice dışarıdaki sesleri dinlemeye başladın. Bir kamyon gürültüsü insan seslerine karışmıştı sanki. Panikledin, “Eyvah, geldiler işte!” dedin. Senin tedirgin yüzün beni de korkutmuştu. Aceleyle küçük çantamıza bir şeyler daha sıkıştırdın. Dışarıdaki sesler daha da artmıştı artık. Yanına koştum elini tuttum. O anda evimizin kapısı hızla açıldı. Olga teyze elinde ekmeklerle gelmişti. Ekmeklerin birkaçını çantamıza koydu. Bir tanesi Olga teyzenin elinde kalmıştı. Artık çantamızda yer yoktu, bir şeyler sıkıştıracak. Olga teyze aceleyle sağına soluna bakındı. Bir şey arar gibiydi. Babam gibi harpten dönmeyen Seydali’nin yılışık oğlunun sabah getirdiği gazete kapının yanındaki sehbanın üzerinde duruyordu. Olga teyze hemen onu aldı, elinde kalan ekmeği bu gazeteye sarmaya başlamıştı ki, kapımız hızla açıldı. İki asker içeriye girdiler, bağırıyorlardı yine. Bizi evimizden çıkardılar. Arkamızdan Olga teyze geliyordu elinde gazeteye sarılı ekmekle birlikte. Olga teyze, “Yapmayın, onlar günahsız.” diye bağırıyordu çaresizce. Yağmur yağıyordu hâlâ. Elimi sımsıkı kavramıştın annem. Çok korkuyordum, her tarafta bir kargaşa vardı. Askerler sürekli bir şeylere kızıyor, bağırıyor, sağa sola koşuşturuyordu. Karşımızda sıra sıra kamyonlar, kasalarında insanlar vardı. Karanlıkta hiç birini tanıyamıyordum. Sen birden sendeledin yere düştün, seninle birlikte ben de. Olga teyze arkadan hemen yetişerek seni yerden kaldırmaya çalıştı. “Gözüm kararıyor Olga.” dedin. Olga teyze sustu. Ağlıyordu. “Asret…” diyebildi sadece. Kamyonlardan birinin kasasına yaklaşmıştık. Askerlerden biri beni kaldırıp kamyon kasasındaki insanlara uzattı. Beni hemen yukarı çektiler. Elimde babamın aldığı tek bacağı olmayan bebeğim vardı. Hemen sana döndüm. “Anneeee…” diye bağırmaya başladım. Sen küçük çantamızı uzattın onu da yanıma koydular. Senin hiç sevmediğin, dedikoducu kadın, dediğin Ulviye teyzenin kucağındaydım. Beni sımsıkı kavramıştı Ulviye teyze. Olga teyze elindeki gazete kağıdına sarılı ekmeği uzatıyordu bize doğru. Uzanmış, ama tutamamıştım ellerimden kayıp düşmüştü. Avucumda gazetenin küçük bir parçası kalmıştı sımsıkı tuttuğum. Sen kamyon kasasına binmek için tırmandığında elini uzattın, ben de uzattım sana elimi, küçük parmaklarım parmaklarına değdi. Seninle göz göze geldik. Durdun öylece bir an. Gözlerime baktın, “Ağlama bebeğim.” dedin bana. Gözlerim gözlerinin içinde kayboldu, eridi. O kadar güzeldin ki… Sonra… Sonra, bir askerin kalın, hırıltılı; kirli, paslı; vicdansız sesi bir dipçik oldu sırtında. “Anammm…” diyen taptazecik bir söz serildi yağmurlu geceye, senin ince bedeninle birlikte. Yere düşmüştün. Avazım çıktığı kadar haykırdım “Anammmm…” diye. Ağlıyordum, inmeye çalışıyordum, Ulviye teyze kucağına bağlamıştı sanki beni. Sen kıpırdamıyordun hiç. Olga teyze başında “Asrett kalk…” diyordu. Askerler üşüştü başınıza. Biri o pis ellerini ince, uzun boynuna götürdü bekledi biraz. “Ölmüş… Bırakın, gidelim, herkes kamyonlara.” diye bağırdı. Olga teyze, “Katiller, katiller. Neden? …” diye ağlıyordu, dizlerinin üzerine çökmüş. Birden tüm sesler kesildi. Hiçbir şey duyulmaz oldu. Annem senin sesin vardı sadece kulaklarımda, bana söylediğin şarkın vardı:

Ben bir küçük kız idim,

Anama yıldız idim...

***

            Anam, yağmur yağıyor yine. Yüzüm göğe çevrili. Gözlerim sımsıkı kapalı. Sular saçlarımı tarıyor. Senin ince, uzun parmakların gibi... Yine bedenim titremekte huzurla. Yine yüreğim sızım sızım… Yine ben küçük bir kızım…  Yine senin koynunda uyumuş, yine senin koynunda uyanmış gibi mahmur gözlerim. Yine kokunu ta ciğerlerime dek çekmişim de doymamışım. Kaybetmişim seni, hasretin rüzgârlarında; göğün rahmetinde, yağmurlarda bulmuşum: Sesini, tenini ve sıcaklığını…

            Anam, yağmur yağıyor yine… Ben şimdi Karadenizin öbür yakasında, içi badem ağaçları ile bezeli, yüzünü denize dönmüş evimin bahçesindeyim. Altmış dokuz yaşında, saçlarıma dokunan esintileri baba diye kucakladığım günkü kadar küçük bir kız. O yağmurlu felaket gecesinde avucumda bir gazete parçasını sımsıkı tuttuğum günkü kadar küçük…

            Sen yoksun artık yanımda. Babamın uzaklardan getirdiği tek bacağı olmayan bebeğim de yok. Senden kalan hiçbir şeyim yok. Sadece küçük bir gazete parçası ömrüm boyunca sakladığım itina ile. Babam gibi harpten dönemeyen Seydali’nin yılışık oğlunun o sabah getirdiği gazetenin parçası, üzerinde 18 Mayıs 1944 yazan.

 

                                                                                             Ünsal ERKAN

                                                                                          08.04.2012 ORDU


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam6
Toplam Ziyaret70047
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.82503.8404
Euro4.50544.5235
BIYIKSIZLAR